09 Eki 08

Aşağıda Serhan”ın yazısını okuyunca aklıma geldi benim de. Bana hep tam tersini söyledir. ”Öss hiçbişi deil kızaammm sen bi kazan o zaman görcen ebeninkiniiiii” Bu psikolojiyi soktular hep benim beynime. Ben de ÖSS”ye de YDS”ye de gayet rahat girdim. Nitekim hayatım boyunca hiç ders çalışan bir insan olmadım ben. LGS”de tesadüf eseri kazandım. (730 olması gereken puan bir anda 835 oldu ben de anlamadım) Liseye geldiğimde hazırlık yan gelip yatmakla geçti. Ne çalışçaktım ki what is your name ezberleyecek halim yoktu. İngilizcem çok iyiydi benim her zaman. Ama bu Lise 1”de sıçmamı engelleyemedi ve altta 3 ders bırakarak 2. sınıfa geçtim. Haliye tm filan seçmem imkansızdı, dil seçtim ben de. Bu sefer de karneye İngilizce 2 geldi. Dedim kızım sıçtın sen hadi bakalım. Bu arada da dersanenin sınavına girdim zevk olsun diye. 7. olmuşum %100 burs verdiler. Neye uğradığımı şaşırdım haliyle. ”Bana verdiğinize emin misiniz?” diye bir soru sorma gafletinde bulundum. ”Evet sana verdik” dediler. İyi hadi madem dedim. Ve dersane maceram başladı böylece. Aslında başlamadı pek. Burslu olduğu için havaya girdim. Sene içinde en fazla 10 gün gitmişimdir. Bu arada ikinci dönemde karnemde İngilizce 3 oldu. Zar zor teşekkür aldım mutlu oldum. Sonra Lise 3 oldum. İlk sene burs alanlara ikinci sene paralıymış bir daha burs vermiyorlarmış. Bu sefer gitmek zorunda kaldım tabii. Ama buna rağmen bir kaç ay sonra devamsızlığımın 50 saat olduğu haberi geldi. Sınır 35 ders miymiş neymiş. Atıcaz seni dediler. Nasıl bir havaya girmişsem hala ‘’sıkıyorsa atın hadi” modundaydım. ”90 küsür net yapan adamı atamazlar ehehe”” Hakkaten atmadılar ama sıkı bir ayar verdiler. Bir de kağıt imzalattılar bir daha hastalık harici tek bir gün bile devamsızlık yaparsam atılmayı ve senetleri ödemeye devam etmeyi kabul ediyorum diye. O kağıdı babam görse neler olurdu bilmek bile istemiyorum da neyse. Haliyle ben de düzenli gittim dersaneye. Arada bir anneme yalvarıp dersaneye telefon açtırttım gerçi kızım hasta gelemiyor desin diye. Ama buna rağmen netlerim hayvan gibi yükselmeye başladı. Hayatımda matematiğin m’’sini yapamayan ben 25 nete filan çıktım. Korktum hatta bir ara kendimden. Ama yine de evde ders çalışmaya başlayamadım. Konsantre olamadım hiç. Arada bir sınıfta çözebildim ama. Nedense ben sıra ve masa olmayan hiçbir yerde ders çalışamıyorum. Dersanede Pınar”dan başka arkadaşım yoktu. Aşırı devamsızlık yaptığım için kimseye kendimi tanıtamamıştım. Benim fazla şımarık olduğumu düşünüyorlardı. Onlar böyle düşündükçe ben de daha fazla devamsızlık yapmıştım. Dersaneye geri dönünce haliyle onlar da beni daha iyi tanımaya başladılar ve ben bir anda sınıfımla kaynaştım. Özellikle en ön sırada oturan inekler benle hep konuşmaya çalışıyorlardı. Ben de onlarla yakınlaştım baya. Neyse saçma oldu buralar. İşte sonra ÖSS yaklaştı. Benim de Türkçe netlerim bir anda 17-18”e düştü. Panikledim. İngilizce”yi full yapsam da Türkçe öyleyken kazanamazdım. Bu sefer kendimi Türkçe testlerine vurdum. Sonuç değişmedi. ÖSS”den önceki geceye kadar hep 17-18 yaptım. Ama o gece 2007deki soruları çözdüm ve tam yaptım. O gazla da ertesi günkü ÖSS”de Türkçe”den 29 yaptım. Hiç yapamadığım coğrafya da bir anda doğru çıktı. Buna hiç bu kadar sevinebileceğimi düşünmemiştim. Halbuki benim ÖSS”de kötü yapmam gerekiyordu. Kazanırsam konservatuara gidemicektim. Ama yine de çok mutlu oldum. Uçtum resmen. Ertesi hafta da YDS vardı. Bu gazla kesin full yaparım diye girdim ama sıçtım batırdım tabir-i caizse. En fazla 3 yanlış yapma hakkım vardı 6 yanlış 1 boş çıktı. Çok üzüldüm. Ama bir yandan da konservatuarım sana geliyorum gibi bir düşünce geçti içimden. Ama yine de çok mutsuzdum. Hesapladığıma göre 340 puan geliyordu ve İspanyol diline gidebiliyordum. Amaann dedim boşver ve konservatuar için çalışmaya başladım. Sonuçlar açıklandığında 350 puan geldi. Ve daha sonra da İstanbul Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı. İlk tercihim. İstediğim bölüm. Bütün aile şokta. Ben ağzımı açamıyorum. Ve babamdan tarihi söz. ”Artık konservatuara gitmek istemiyorsundur heralde.” Ne diyebilirdim ki? O kadar emek, para.. Ve ben ”hayır baba kusura bakma al o 5 milyarı kıçına sok ben opera okicam” diyemedim. Ve gittim kaydımı yaptırdım. Rektörlük binasının kapısına ”üniversiteye bu kapıdan girilir” diye bir yazı asmışlar. İçim cız etti bir an. İçeri girdiğimde ilk gördüğüm şey benim kayıt masamın tam yanındaki Devlet Konservatuarı masası oldu. Gözlerim dolu dolu yoluma devam ettim. Çekildim bir köşeye ağladım. İlk defa bu kadar içten ağladım. Sonra ayağı kalktım. Yenilmiceksin ! dedim ve yoluma devam ettim. Kayıt bitti, bursa da başvurdum. Ve çıktım ordan. Sosyal klüpler masası vardı orda. Sosyal klüp değil de mitinglere adam toplama masası demek daha doğru.\r\n\r\nOkul bir garip. Labirent yapiyim derken karışıklık olmuş okul olmuş bence. Sözde benim bölümüm 4. katta ama şuana kadar hiçbir 4. kata çıkışımda bölümümü bulamadım. Amfiler bir garip hangisi nerde belli olmuyor. Bir sınıfın 3-5 tane kapısı var hangisinden gireceğini şaşırıyorsun. Kantinde adamlar ”fişini alıcaksın” diye bağırıyorlar. Bahçede 10 dakikada bir eline bir bildiri tutuşturuyorlar. Öğrenci işlerinden bir öğrenci belgesi alman en az 2 hafta sürüyor. Ortak Zorunlu Derslerin saat kaçta olduğunu kimse bilmiyor. Hocalar dersleri nerede işleyeceklerini bilmiyorlar. Rus dili edebiyatının sınıfı bile yokmuş. Kısaca felaketler silsilesi her yer. Ders notlarını da hocalar fotokopiciye bırakmış ama neresi olduğunu kimse bilmiyor. Ya öyle bir garip işte. Bizi de 100 kişi olarak 40 kişilik bir yere tıkıştırmaya çalıştılar geçen gün. Tanışma toplasında hocalar kantine gitmeyin Allah korusun ne olur ne olmaz dediler. Okulun etrafı da cennetmiş. E evet 10$a Rus kadın arayanlar için cennet baya. Bir de medresede Güzel Sanatlar dersi yapıcakmışız. Artık her neyse o da.. Geçen gün de açılış töreni varmış okulun kimse söylemedi bize. Yani kazanmakla iyi mi yaptım kötü mü, hayallerimden vazgeçmeye değdi mi hiç bilmiyorum. Bana iyi bok yedim kazandım gibi geliyor ama artık hayat göstericek.. Demin de okudum yazıyı iğrenç yazmışım. Neyse.

Etiketler: , , , , , , , ,