24 Şub 08

İyi ki… :)

Saat 0:01'de bigoudi tarafından yazılmış

Selamlarrrr. Aylar sonra yeniden yazasım var sana günlük. Aslında benim hep yazasım var da üşeniyorum. Bu üşengeçlik feci bi’ olay. Baktım ki bi’ şeyler düşünmeye bile üşenir olmuşum, dedim ‘gidişat kötü sende hatun, kendine gel.’ İyi demişim ve iyi ki demişim. Yaşanan herhangi bi’ olay için “iyi ki…” diyebilmek kadar mükemmel bi’ duygu yok. Kendime geldim ve mutluyum (= Yazı yazmayı sevdiğimi bilen bi’ arkadaşım yeşil ve pek sevimli bi’ defter hediye etmişti bana zamanında ve demişti ki sadece sana layık olan, güzel anılarını yaz bu deftere. Çok deneyip başaramamıştım. Mutlu olduğumda yazmamıştım hiç o deftere, sonradan okuduğumda ‘hiç mi mutlu olmadın yahu insaf!’ dedim kendime. Bikaç yıl kadar zaman geçti üstünden ama ben mutlu olabilmeyi ve bunu paylaşabilmeyi öğrendim sonunda. Züpper bişimiş =) Geç olsun güç olmasın hem =)

Yıllardır kimse bana bu okuldan nefret ediyorum dedirtememişti. Ta ki lise 3′e geçene kadar. Allah’ım dedim bu nasıl bi’ iştir? Nasıl bi’ işkencedir? Hani artık her şey daha kolay olacaktı? Bu kadar nefretle dolunca yapmaktan kesinlikle hazzetmediğim bir şeyi yapmaya, sürekli keşke demeye başladım. Keşke şunu yapmasaydım, buraya gelmeseydim, şunu seçmeseydim, bidi de bidi… Bu okul ki sayesinde -aslında büyük ölçüde kendi sayemde de olsa :P- “big pictue”ı görebilmekteyim, hayatı anlamakta ve mutluluğuma mutluluk katmaktayım, kıçıkırık ÖSS sen gel bana mantıklı mantıksız bir sürü şeyi ezberletmeye çalış, zekayla değil hafızayla iş yap dur, hayatımı zehret, aaaa dedim yeter ya, olacak iş mi bu arkadaşım! Sonuç olarak okulumla arama nifak tohumu sokmaya çalışan bu caniye de şefkat göstermeye başladım. Kafasını falan okşadım, tamam şekerim dedim seni de severim ben saçma olsan da, sorun değil. Şimdilik bu üçlü ilişkimiz iyi gidiyor. ÖSS’nin okulumla aramdaki ilişkiye zarar vermesine izin vermiyciim asla! Kimse anlamasa da anlıyorum ben onu ve anlamanın nefret etmeyi imkansız kılışı hayatı mükemmel kılabilen olaylardan bir diğeri =)

Hayat boyu mutluluk arayıp durur da bulamayınca dünyaya suç atarız ya, fikstir hani, (: fark ettim ki dünyanın bi’ suçu yok, kendi mutluluğunu kendin yaratabilirsin sadece. Ben ki kendi dünyasında yaşayıp oraya başkalarını çok nadir kabul eden, hayatını iç dünyasını keşfetmeye adamış biri, buna nasıl akıl erdiremedim daha önce, bilmiyorum. Züğürt tesellim ‘geç olsun güç olmasın’ burada da devrede :D Bu en güncel mutluluk keşfim çok huzurlandırıyor beni. Ne zamandır bu fark edişlerim son bulmuştu zira. Yeniden fark etmeye başlamam, benim hayata dönmüş olmam demek. Mantığımı seviyorum, kendisini bi’ daha asla terk etmiycem :) Her gün mutluluk keşfimin yolunu açan tüm yaşanmışlıklara teşekkür ediyorum, iyi ki demenin keyfine varıyorum, anlamanın nefret etmeyi imkansızlaştırmasıyla daha da huzurlanıyorum. Aslında bu keşif geç değil erken olmuş bile olabilir, yaşlıyım ben zira. Her şeyde mantık arayıp, bulamayınca üzülmek yaşlandırıyor insanı:) Ama keşiflerime devam edemiyor olsam daha da yaşlanıp yakın zamanda ölebilirdim belki. İyi olmuş iyi :) Herkesin kendini sevmesi, mutluluğunu bulması, onu hiç bırakmaması ve hayatına giren herkese teşekkür edebilmesi dileğiyle :)

Bigo (:

Etiketler: , ,

10 Şub 08

İşte geldim sana
Eteklerimde bir yığın kırçiçeği
Meltemimde ilkbahar esintisiyle geldim
Tüm korkularımı cebime attım
Gökkuşağı renkerindeki yüreğimi getirdim
Ne pürüzsüz düşler vaad ettim sana
Ne de alıştığın sıcaklıkları; ama
İhtiyacın olan ne varsa
Beraberimde getirdim
İşte geldim sana,
Tüm sevgin kalbimde,
Tüm ışıltın gözlerimde,
Özlemini de yanımda getirdim
Haydi öyle durma,
Bak ellerim burada…

DİLEK TURAN/2007

Etiketler: , , , , ,

09 Şub 08

Son günlerde çevremde yaşanan tuhaf ve trajikomik olaylar, sömestr tatilinin rehaveti, bilgi kirliliğinin verdiği kafa karışıklığı yazmamı engelliyor. Evet engelliyor ama resmen değil fiilen engelliyor. Sezen Aksu’dan “Son Sardunyalar” çalıyor fonda, acep bu şarkı bizlere mi çalıyor?

Sanmıyorum ama olsun, Sezen’den şarkılar dinlemek güzeldir her zaman, tıpkı ağlamak gibi, tıpkı gülmek gibi, tıpkı hayat gibi. İç Anadolu’daki bir şehirden yazıyorum şu satırları. Gece 12′de -1 derece olan hava şu saatlerde (03.00 civarı) daha soğuktur muhtemelen, sis ve karanlık da cabası.

“Yorgun bir savaşçı” mıyız ki sisten ve karanlıktan bahsediyoruz, aydınlık ve ışıktan kaçıyoruz? Kemal Tahir’in kulakları çınlasın, zamanında yasaklanan romanları artık okulların baş köşelerinde pek çok değerli eser gibi yer alıyor. Keşke “Yorgun Savaşçı”yı dikkatli okuyabilsek… Attila İlhan da duysun sesimizi, ölmeden önce bile kaleminden “Gazi Paşa”sının kıssadan hisselerini bize anlatıyordu, o yılmayan, iradeli, güçlü, ergin ve umutlu savaşçısının. Hakikaten Gazi Paşa’nın o emeklerine, eserlerine layık olabildik mi? Daha çok çalışıp daha büyük işler başarabildik mi? Yoksa yapılanları bile yavaş yavaş tüketmeye mi başladık?

Çok soru var kafamda. Biraz da özelime gireyim. Kafamdaki mükemmel kadını mı arıyorum hala yoksa hakikaten kabına zor sığan ruha sahip bendenize denk birisini bulmam zor mu. :D Bu cümleyi duyup da kaçmayacak kaç insan vardır ki? Neyse elbet şans bize de güler, umut fakirin ekmeğidir.=) Ne mutlu ki bana dünyaya bedel dostlarım var. İyi ki de varlar.=)

Mevlana beni etkilemiştir 2002 öncesinden beri, nasıl karşıma çıktı hatırlamasam da şu sözlerle bana merhaba demişti: “…/ Ne kadar söz varsa düne ait / Şimdi yeni şeyler söylemek lazım”. Bu şiir “Yeniliğe doğru” diye bir şarkısı da olmuş Sezen’in. Gene döndük dolaştık başladığımız yere vardık. Demek ki bu “ya-za-mı-yo-rum” un sonuna geliyoruz.

İlkokul günleri, hecelemeler, saflık, temizlik, çocukça ama özgür sesler, eskidendi çok eskiden ama güzeldi.=)

“Hoş-ça-ka-lın ar-ka-daş-lar” :D Bir dahaki yazıda görüşmek üzere…

Ariesman

Etiketler: , , , , , , , , , ,