18 Eyl 07

Söz verdiğim gibi…

16 Ağustos itibariyle resmen Anadolu Ü. Hukuk F. öğrencisi oldum. Evet, istedim ve başardım. Kaydımı almaya gittim eski okuluma, sağolsunlar kolaylık da gösterdiler ve iki yıldır taşıdığım kimliğimi de bırakarak, karşılığında diplomamı alarak ayrıldım oradan. Ağlamaklı gülmekli bir haldeydim, yüzüm fazlasıyla beyaz ve donuktu. Soğuk terler döküyordum. 60 saat içinde sadece 4-5 saat uyumuştum ve iki kere Eskişehir-İstanbul arasında seyahat etmiştim. Eve geldiğimde her yer badana boya olunca, gece 12′ye kadar her yeri toparlamak, en azından yatakları hazırlamak gerekti. Onu da yaptım, üstüne 12 saatlik bir sakin uykuyla. Bir gün sonrasında da nahoş bir durum başıma geldi gene. Acı tatlı hepsinin de üstesinden geldim alimallah. Fazla açmıyorum çünkü artık “Yeni Hayat”a sayfa açmaktayım, üzücü eski olayları tarihin tozlu sayfalarının arasına karıştırmaktayım. 4 Eylül’de kaydoldum,gece Serhanlarda kaldım (klasik ev arkadaşı gibiydik lan=P ). Yeni okulumda güzel bir atmosfer yakaladım, dilerim bu mezun olana kadar hatta ömrüm boyunca sürer. Artık yeni doğmuş bebek gibi değil ama 20 yaşında birçok şeye sıfırdan başlamış bir genç olarak hayatıma devam etmekteyim. Ailem, dostlarım, arkadaşlarım ve hayatımda her zaman yanımda olmasını istediklerimle beraber… =)

Öncelikle bu yazıyı yazmamı sağlayan, bana her zaman yer açan dostum kardeşim Serhan’ıma teşekkürler, hep ama hep yanımda ve benimle ol=D Ve bana bu süreçte destek olan herkese teşekkürler, büyüyorum sizinle. ;)

Sevgilerimle…

DNZ

_SON_

Etiketler: , , ,

16 Eyl 07

Ne saçma bir yolculuktu Tanrı’m… Beynim hâlâ sallanıyor sanki. Kolay değil, 18 saat… (Aslında 22 saat ama ramazan olduğu için hemen hemen hiç mola vermeden, uça koşa geldik. Ondan süre 18 saate indi.)Neyse efenim, yolculuk yeterince iğrenç değilmiş gibi çeşitli saçmalıklar -her zaman olduğu gibi- beni buldu. Buyrun, buradan yakmaya başlayın;

Hatay’da (bunun açıklamasını yapmaktan da ayrıca sıkıldım. İzmir’deki Hatay efenim kendileri. Güneydoğu’daki değil) servis beklerken aslında anlamalıydım bir sürü saçmalığın birbirini takip edeceğini. 16.10′da gelmesi gereken servis 16:30′da geldi. O gün de trafik sanki ekstradan sıkışık. Garaja varıp da otobüsü bulana kadar saat 17:15 filan olmuştu. Ki, otobüsün normaLde 17.00′de kalkması gerekiyordu. Verdim bavulumu bagaja ve de otobüse adımımı attım. Daha yerimi bulup oturmadan otobüs hareket etmeye başladı. Bir yandan da şöfor kendi kendine homurdanıyordu. Sanki biz bilerek geç kalmışız gibi.. Zaten 2 numaralı koltukta oturuyordum, şöfor ne derse aynen duydum. Yanımda da Elif adında 10 yaşında bir kız vardı. Tek başınaydı. Neyse dedim, bir ablalık yaparız. Diğer yanımda da süper bir abi vardı =Pp Büyük ihtimalle benim ya$larımdaydı ve de vücudunun her yanı dövmelerle kaplıydı. Kolundakiler neyse de, benim dikkatimi en çok boynundaki aslan başı çekti. Hakkaten sanattı yani o. Yolculuk boyunca çaktırmadan dövmelerini izledim zaten. =) Sonradan öğrendiğime göre, kendisi Akçaabat’ta inecekmiş. “Seni Trabzon’da sağ bırakırlar mı sandın o dövmelerle” diye geçirdim içimden. Sonra da empeüç çalarımı taktım kulağıma, yolu izleyerekten müzik dinlemeye başladım.

İlk mola vereceğimiz yer (iftar için) Manisa/Kula’ydı. Yanımdaki kız, Elif, benimle birlikte yemeyi önerdi. Eyi, gel bakam, dedim ben de. Yemekleri yedikten sonra Elif’e, sen bir otur, ben lavaboya gideyim dedim. Ayağa kalkmamla tüm salonun bana bakması bir oldu. Alla alla dedim, ne oldu ki? üzerime baktım, ne yemek dökmüşüm ne de bir tarafım açık (!) sonradan farkettim ki, oradaki millet ya türbanlıydı ya da çarşaflı. ben ise şortla aralarında dolaşan dinsiz imansız kız portresi çiziyordum. cehennemde cayır cayır yanacaktım. o sıcaklığı bir an için iliklerime kadar hissetmedim desem yalan olur. =) şaka bir yana içimden “bi gidin kardeşim ya” deyip, kapıya doğru yöneldim. bu arada yanından geçtiğim masalardan “töbe töbe” sesleri yükseliyordu. Ve de kulağımdaki empeüç’te ise Grup Yorum’dan Gündoğdu marşı çalıyordu. Bir anda kendimi anarşik gomünist gibi hissettim, bana bakıp tövbe eden herkese gülücekle selam verdim ve de gittim yerime oturdum. Benzeri bir olayı daha sahur için mola verdiğimiz Sungurlu’da yaşayacaktım.

Sungurlu’da Elif’ten duyduklarım, bundan daha beterdi ama. Üzerimde şok etkisi yapmadı desem yalan olur. Kulağımdan hiç çıkarmadığım empeüçüme bakıp aklına gelmiş olacak ki, abla sen kimleri dinlersin diye sordu. Biz de cevapladık tabii ki. Peki sen ne dinlersin dedim. Cevap şuydu;

“Ben bu zamana kadar Sagopa Kajmer’i dinlerdim ama artık dinlemiyorum çünkü insanı gereksiz yere mutsuz yapıyor.” (sözün burasında yürrrüü be kızım şeklinde tezahürat ediyordum içimden ama sonradan şu lafları söyledi) = “Yaa abla aslında ben öyle herkesi beğenmem, biliyor musun? Sadece İsmaiL YK’nın şarkılarını seviyorum. Biraz da Cankan’ın son şarkılarını filan…”

“Ben öyle herkesi beğenmem”i takip eden cümle hakkaten iğrençti. Gülümseyip “hııı” demek zorunda kaldım. İçimden de “çiğdem, sago dinleyen adamdan ne bekliyordun ki” dedim tabe. Kendisini İsmail’iyle baş başa bıraktım ve de ben empeüç’üme döndüm. Yine Grup Yorum çalıyordu. “Sevdamız bir uzun bakış / ey memleket, ey soylu düş” şeklinde en sevdiğim şarkıları “Geçmişten Geleceğe”ydi kulaklarımda yer edinen. O arada ciddi ciddi gomünist mi oluyorum lan ben şeklinde düşündüm ama adamların şarkıları güzel, ben ne yapsaydım yani?!

Bu arada yolda bir şey dikkatimi çekmedi değil. İzmir’den hareket ederken sıcaklık 32 dereceydi. ve o sıcaklık kademe kademe düşerek 12′ye kadar inmişti. oysa otobüsün içinde her hangi bir hava değişimi yaşanmamıştı. Acaba bu termometre dışarıdaki havanın sıcaklığı hakkında mı bilgi veriyor şeklinde çeşitli sorgulamalara girsem de bir yanıt alamadım tabi.. Sungurlu’dan çıkarken saat artık 5′ti , hava sıcaklığı 7 dereceye kadar düşmüştü ve de kulaklarımda Hayko Cepkin çalıyordu. (”Yalnız kalsın”) Bütün gece uyumamış olduğum için gözlerim hafiften kapanıyordu. En sonunda Samsun / Terme’de mola verene kadar uyumuşum. Hatta uyumak değil bu, kendimden geçmişim. Aradaki 3 saatte ne oldu ne bitti hatırlamıyorum bile.

Yine de gece, uyumadığım saatlerde çok eğlenmiştim. Çünkü şöfor kendini Türkiye Cumhuriyeti Karayolları’nda değil de ralli pistinde sanıyordu herhalde. Sollamanın yasak olduğu yerlerde sollama yapıyordu ya da yanındaki diğer arabalarla yarışa giriyordu. Hatta bir ara kamyonla çarpışacaktık neredeyse ama son anda kamyonun direksiyon kırmasıyla o kaza da bertaraf edildi. Yani, uzun lafın kısası, şöfor ruhu genç kalmışlardandı. (!)

Samsun’da ise verdiğimiz molada birer tost aldık Elif’le. Çaprazımızdaki masada da o dövmeli çocuk vardı, o da tost yiyordu. “abla, bak bu çocuk oruç tutmuyor” dedi bana Elif. “Eee, ben de tutmuyorum, ne var?” dedim. “Bir şey yok ama onun dövmeleri var” dedi. Ben o arada tepki vermedim. Hatta ve hatta hâlâ düşünüyorum bu ikisinin arasındaki mantık bağı nedir diye. Neyse, kalktık otobüse bindik. Bir abla yanaştı yanıma, sen böyle üşümüyor musun cıbıl cıbıl dedi. Gülmekten cevap veremedim kadına yaa. hayır yani sana ne?! Ben sana diyor muyum sen böyle sıcaklamıyor musun kapalı kapalı diye? kimse kimsenin kıyafetine karışmasın, üniversiteye türbanlı girelim zort zort diye bıdırdayan sizler, iş benim şortuma gelince niye bir anda “başkasının kıyafetine karışma” meraklısı kesiliyorsunuz? ben bu soruların cevabını istiyorum.

Zaten bu ablanın bir tane de bebeği vardı. Yol boyunca zırıl zırıl zırladı. Yolculardan biri en sonunda kendisine bağırdı. Herhalde abla da sinirini benden çıkarttı. Neyse, bebeği de salaktı zaten. Anne bile diyemiyor, neredeyse 3 yaşına gelmiş. “Ann” diyor, öyle kalıyor. Ağlasın zaten anca sabaha kadar.

Sonra Bulancak’a geldik. Giresun’a yarım saat vardı. O kadar sevindim ki bir an tanıdık yerler görünce neredeyse oynamaya başlayacaktım. Empeüç’ümde zaten “Lost To Apathy” çalıyordu an itibariyle ve de ben Mikeal’e katılıp böğür böğür böğürme isteğiyle yanıp tutuşuyordum. =Pp

Neyse sonra, muavin geldi yanıma, sen nerede ineceksin diye. Benim de gıcık yanım tuttu. “benim bagajım var, garajda ineceğim” dedim. Çünkü biliyorum ki Giresun Garajı’na uğramayacaklardı onlar. Ama bagajım var deyince, itiraz edemediler =) Bagaj dediğim de tek bir valizdi ehuehe. zaten valizimi veren adam, “tek bir valiz için mi soktun bizi garaja” dedi. ben de “n’apabilirim, ölmediniz ya” dedim ehehe. zaten sonra da beni bekleyen babamın kollarına koştum, o aptallar da büyük ihtimalle içlerinden ya da dışlarından bana bayağı küfür etmişlerdir.

Bana gelince… 2 gün sonra İzmir’e dönüyorum. 4 gün için o yolu çektiğime hâlâ inanamamaktayım.

Etiketler: , , , , , ,

02 Eyl 07

dijital fotoğraf makinesi uzmanı değilim, yaklaşık 3,5 yıldır dijital fotoğraf makinesi kullanıyorum ve bu süreç içerisinde bir dijital fotoğraf makinesi alırken genel olarak nelere dikkat edilmeli, kendi tecrübelerime göre aktaracağım.
öncelikle herkesin ağzından düşürmediği megapiksel teriminin üzerinde duracağım. belki dijital fotoğraf makinesi kullananlar kendileri bile bilmiyor megapiksel’i, ne kadar yüksek olursa o kadar kaliteli olur diye duydular bir yerlerden ve kendileri de sürekli 6 megapiksellik fotoğraf çekip duruyorlar belki de.
megapiksel bir resmi oluşturan piksel miktarıdır. 6 megapiksel fotoğraf makinesi, 6 milyon pikselden oluşan bir fotoğraf çekebilecek kapasitededir. yapılan ayarlara göre daha az da çekebilir. ne kadar çok megapiksel olursa resmin o kadar çok kaliteli olacağı doğrudur. (diğer ayarlar sabit kalmak koşuluyla tabi) fakat dijital makine kullananlar genel olarak fotoğrafı çekip bilgisayara aktarıp saklıyorlar. bilgisayarda, sahip olduğunuz monitörle de zaten fotoğraftaki kaliteyi çok da rahat anlayamayacaksınız ufacık bir resim değilse eğer. 2 megapiksel çok rahat yetecektir. yeri gelir en yüksek megapikselde çekersiniz, uzaktaki bir şeyi çekmek durumunda kalırsınız, daha rahat görebilmek için yüksek megapiksele ayarlayıp çekersiniz, fakat genel olarak 2 megapiksel de yetecektir. resmi bastırmak istediniz diyelim, bu sefer de poster yaptırmadığınız sürece yine çok yüksek bir megapiksele gerek yok. 2 megapiksel fotoğraflarda gayet kaliteli 10×15 cm boyutunda baskı alabilirsiniz.
yani diyeceğim odur ki 2 tane tüm özellikleri aynı olan fakat megapikselleri farklı olan makine varsa, illa da yüksek megapikselliye para yetiştireceğim diye uğraşmaya gerek yok.
zoom‘a gelelim. makinelerde genelde optik ve dijital zoom olmak üzere 2 çeşit zoom bulunur. optik zoom mercekler arasındaki mesafeyi değiştirerek fotoğrafın kalitesini bozmadan yakınlaştırma yapar. ne kadar fazla olursa yakınlaştırma özelliği o kadar artar, makinenin az yer kaplamasını istiyorsanız muhtemelen 3x-6x optik zoom civarında yakınlaştırma özelliği olan bir makine normaldir. dijital zoom ise makinenin kendi yazılımını kullanarak yaptığı yakınlaştırma işlemidir. nasıl bilgisayarda bir yakınlaştırma yaptığımızda görüntü pikselleşiyor ve kalitesi giderek bozuluyorsa dijital zoomda da aynı şey geçerlidir. kaliteyi çok aza indirgediği için kullanışsızdır. ne kadar yüksek olursa olsun makine alırken dikkat edilecek hususlardan biri olmamalıdır.
flaş‘tan bahsedecek olursak, profesyonel olarak bunun da terimleri vardır elbette, fakat çok da bilmiyorsanız çeşidin bol olduğu bir fotoğrafçıya falan gidip bütçenize uygun olanları deneyin derim. eski makinem, makine olsun niyetine alınmış bir şeydi ve flaşı cidden çok düşüktü, geceyi bırakın, hafif loş ışıkta bile fotoğrafta ne olduğunu kolay kolay anlayamazdınız. karanlık bi yere girip tek tek deneyebilirsiniz flaşları. bunun dışında fotoğrafı algılama ve odaklama süresi de etkili, yine eski makinemde aydınlık yerde bilgisayar ortamı için fena olmayan görüntüler elde edebilsem de, hafif loş ışıkta bile görüntü alabilmem için bir süre bekliyordum. eğer acil çekilmesi gereken bir şey varsa iş işten geçmiş oluyordu. bu yüzden karanlık bir yere girip, makineyi hafif hareket ettirerek ne kadar sürede görüntü aldığınıza falan da bakabilirsiniz.
marka olarak çevremde genelde canon ve sony’nin iyi olduğunu gördüm. bunun dışında alacağınız modeli araştırıp, hakkındaki yorumları okuyup, çevrenizde varsa profesyonel biriyle de bakabilirsiniz. burada ben genel olarak hiç bilmeyen birisi için temel özellikleri ele aldım.

Etiketler: , , , , ,