Nostalji Yüzümü yarına döndürmeliyim! (Bölüm 1)
24 Haz 07

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=6597593

her türk asker doğar sloganı, militerist milliyetçi yapıya olan tutarsız ve mesnetsiz övgüsü, gereksiz bir askeriye hayranlığı, manadan yoksun bir türk kimliği belirlemesi ile insan aptallığının ulaşabileceği en önemli noktalardan biri olarak gözümde yükseliyor. zira, her türk asker doğar sloganı, türk adı verilmiş yapma ve yaratma, tamamen insan aklının yanılgısından çıkmış giysiyi filhakika insanlık alt kümesine dahil insanlar arasında doğuştan gelen coğrafi farklılık yüzünden oluşturulan ve bununla meşrulaştırılan türk kimliğini, bildiğimiz kaba kuvvet ile özdeşleştirilmiş “güç” simgesi olan askeriye ile güya övgülerken, bir yandan da bir türk olma standartı koyarak, her türke gereksiz bir mesuliyet ve türk olma şablonu çıkartıyor ve bu şablon ile insanları aptallaştırıyor.

bu tanım çok sert bu yüzden sorunu net olarak ortaya koymak ve tanımın sertliğini hakikate bağlamak icap eder.

bu sözle ilgili sorun sözün alt ve üst manasında yatıyor. bu manaya erişmek için soru sormamız gerekir. “her türk asker doğar” ne manaya gelir? neden söylenir? neye neden olur?

“her türk asker doğar” yargısı için önce türk nedir sorusuna bir cevap bulmamız icap eder. türk dediğimiz insan bir şekilde 26-45, 36-42 koordinatlarında doğmuş, bu koordinatlarda doğmak ile kendisine kafadan türk kimliği verilmiş, burada doğması hasebiyle bu coğrafyada yaşayan insanların ortak dilini öğrenmeye başlamış, bu coğrafyanın kültürüne entegre olmuş, kimliğini bu kimlik içinde oluşturmaya başlamış insandır. bu insana, öğretilen her şey bu coğrafyada kendisinden önce yaşayan insanların ortak yapısıdır. bu halde, her türk asker doğar ne manaya gelmektedir? işte bu coğrafyada yaşayan insanlar, böyle teker teker ve birey halde doğarken n zaman içerisinde ortak bir tarih oluşturmuşlardır. bu tarih temelde militerist, merkeziyetçi ve bildiğimiz kaba kuvvet ile özdeşleşen gücün/iktidarın tarihidir. asker olmak bu tarih içinde ortak kültürün ganimet temeli nedeniyle hem sosyal sisteme fayda sağlar olarak telakki edilmiş hem de yurt adı verilen bölgenin güvenliğinin dışsal faktörlere karşı savunulmasında sosyal sistem için bir menfaat ekseni olarak görülmüştür.

bunun sorunu şuradadır. bu söz insanların aklına sloganın gücü ile bir türk olma şablonu çekmekte ve türkü tarihsel kültürel nedeniyle asker olmak ile övgülemektedir. yani, diğer yapma ve yaratma milletlerden ayırıcı faktör olarak türkün asker olması değil doğuşu, yani doğuştan bu “meziyet”e sahip oluşunın altı çizilmiş, bu meziyet ile türk olan doğuştan övgülenmiş üstelik sosyal yapı içerisinde bireylere bu söz öğretilerek küçük dimağlara bir türk olma şablonu çıkarmıştır: türk asker doğandır.

asker doğma ile ilgili problem şudur. asker olmak övgülenebilecek bir şey değildir. bir insan eline silah alıp, sıra halinde yürüyüp, marşlar eşliğinde kendinden geçip, zorla kendisi için uygun bulunmuş üniformaları giyip bunlardan mutlu olabiliyor ise o insanın akli melakelerinde büyük bir hasar var demektir. asker, ülke savunmasını yapan insan da değildir. zira makro düzlemde bir asker ancak bir başkasını yaratır ve kendisini sürekli olarak o başkasına karşı koruduğunu düşürür. halbuki o bir başkasının varolma sebebi kendisinin varolma sebebinden başka bir şey değildir. bu soğuk savaş döneminde amerika birleşik devletleri ile sovyet sosyalist cumhuriyetler birliği arasındaki nükleer güç yarışına benzetilebilir. bir ülke nükleer bomba yapınca güç dengesinde bozulan değişim nedeniyle diğer ülke status quoyu dengelemek için nükleer bomba yapacak, öbürü buna mukabil bir tane daha yapacak en nihayetinde ortaya dünyayı 10 kere yok edebilecek kadar bomba çıkacaktır, çıkmıştır. burada artık savunma konsepti kalmamaktadır zira o kadar fazla nükleer bomba ister istemez kendini savunamamaktadır. kendinizi savunmak için 10 kere dünyayı yok ediyorsanız neyi savunuyorsunuz? askeriyede de aynı sorun geçerlidir. artık askerler ülkelerini savunamamaktadır, artık askerler ülkelerin tamamının savaşa girmesi için davetiye çıkarmaktan fazla bir işlev yaratamamaktadır.

asker doğma ile ilgili bir başka problem ise genetik olarak asker doğmanın ancak primat düzeyinde zeka sahibi yaratıklara yakıştırılabilecek bir “meziyet” olmasıdır. bir insan eline silah alıp sıra halinde yürüyebiliyor diye bir meziyete sahip olmaz, olamaz. bu insan emir-komuta zinciri içerisinde düşünebiliyor diye insanlık yakıştırmasından paydar addedilemez. bu köpeklerin dahi becerebildiği gayet basit bir durumdur.

ikincisi doğuştan asker olmak lafın altında ırkçılık barındırır. genetik olarak asker doğmak zaten mümkün değildir. mümkün olmadığı gibi övgüleyici telakki edilmiş bir asker olma konsepti ile türk olanı doğuştan üstün kılmak ırkçı zekaya has bir görüntü olabilir.

üçüncüsü, bu coğrafyada doğup büyüyen ve eğitim kurumlarına giden insanlara bu kadar başka milletlerden ayrık ve onlardan asker olmak ile üstün bir türk tanımı yapmak ve bu tanıma biat etmelerini beklemek o insanları aptallaştırmak, o insanların varolma haklarını propaganda ile başka düzleme kaydırmak, zekalarını sönükleştirmek ve yaratıcılıklarını öldürmekten başka bir amaca hizmet edemez.

nitekim bu sorunların belirtilerini günlük hayatta yaşıyoruz. asker olmak ile övünen, “gerekirse” insan öldürebileceğinden, 150.000 insan ölümü pahasına yunanistan’ı alabilecek “güce” sahip olabileceğinden bahisle mesut olan yaratıklar hemde akademik çevrelerde bile içimizde dolaşıyor. asker olma fiili ile her türlü akla aykırılığı meşrulaştırılıyor, ülke savunması adı verilmiş alabildiğince genişletilmiş bir konsept ile düşmanlık kıvılcımları ve her an savaşa hazır olma, ülke insanı aklına çakılıyor.

elbette türkiye’nin askersiz kalması realpolitik açısından mantıklı değil. bu zaten sadece türkiye’nin de problemi değil. bütün dünya ülkelerinin bu çağda eş zamanlı olarak askeriyeyi lağvetmesi veya lağvetmesine yönelik harekete geçmesi icap ediyor üstelik bu mümkündür. iletişim olanaklarının arttığı, dışarıyı tanımanın ve anlamanın gittikçe kolaylaştığı böyle bir çağda devletlerin değil sivil insiyatiflerin hareketleri ile ülkelere karşı dünya kamuoyunda bir baskı uygulanabilir.

ancak bu pratik durum asker olmanın ve her türkün asker doğmasının ne kadar şapşalca bir şey olduğunu söylemekte bir mani olabilir mi? bunu bir düşünelim diye bitirirdi ertuğrul özkök olaydı ben onun yerine düşündüm cevabı veriyorum: olamaz…

o halde her türk’ün asker doğması ile ilgili övgülenebilecek ne var anlamak kabil değil. gerçekten çok şık haki renkte giysiler giymek, parlayan ayakkabılara sahip olmak, saçlarını düzgün kestirmek ve disiplinli çalışmak asker olunmasa da başarılabilecek şeylerdir. güce karşı olan zaafımız askerlik kurumu ile özdeşleştikçe kendi güçsüzlüğümüzden başka bir şeyi övgüleyemiyoruz. asker olmak güçlü olmak değildir, askerlik kurumu “güzel” ve “çekici” değildir, askerlik kurumu aptalca, şapşalca, manasız ve insan ilkelliğinden kaynaklanan, bununla kendini meşrulaştıran bir kurumdur.

en güzelini albert einstein söylemiş lafı ona bırakayım ve artık çekileyim, zira asker doğmayan ben, bu kadar asker lafını söyleyince sıkıntılara gark oldum:

“eğer bir insan marşla uyum içinde yürümekten büyük bir keyif alıyorsa gözümde onun hiç bir değeri yoktur. zira, o kişi kendisine yalnızca bir omurilik yetebileceği halde, şans eseri bir beyne sahip olmuştur. uygarlığın bu büyük lekesi en kısa sürede bu yüzden yokedilmelidir.

emirle gelen kahramanlıktan, bilinçsiz şiddetten, aptalca milliyetçilikten nefret ediyorum.

ben savaşı öylesine tiksinti verici ve aşağılayıcı buluyorum ki, böyle iğrenç bir eyleme katılmaktansa kendimi parçalayıp yok ederim daha iyi.

zira savaş sırasında bir insan öldürmek, cinayetten başka bir şey değildir.”
(aethewulf, 02.01.2005 18:13 ~ 18:14)

Bunları da sevebilirsiniz:

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum yaz

Aşağıdaki formu doldurarak misafir olarak da yorum yazabilirsiniz fakat üye olmanızı tavsiye ediyoruz.

Misafirler için yorum yazma paneli: