Wind of Change :P Sana Dair…
21 Haz 07

51Promil’de düşüncelerimi sürekli paylaşan biri değilim. Zaten genelde daha önce açtığım kullanıcıyı unutur, yeniden yazmak için yeni bir kullanıcı açarım… Bugün düşüncelerimi paylaşmak istedim…

Henüz sanırsam 13 yaşındayım. 2 hafta önce doğumgünümü kutladım ve birşeyin farkına vardım. 5 sene önce doğumgünlerimi sokakta çocuklarla güle oynaya bahçede parti yaparak kutlayan ben, bu senelerde artık sadece ailemle kutlama şansına sahibim. Zaten tek onlar kutluyorlar birde internetten birkaç arkadaş… Buradan klişe bir konu olan gerçeği kaybettim konusuna gelmeyeceğim… Sadece düşüncelerimi açıklayacağım. Birkaç seneden beri Ali YILDIRIM’ı iki kişiliğe ayırırım. Karanlık bir mahzende kafasındaki eski sovyet gaz maskesiyle kolları zincirlerle duvara bağlı, yemek yemeden, kimseyle konuşmadan, karanlıkta sonsuza kadar öylece asılı durup hergün aynı saatlerde gelen sorgulayıcı insanların sorgularıyla ancak bir insan sesi duyan Ali YILDIRIM. Ve bu mahzenin çok uzaklarında sadece boş bir odada bir kapı, bir lamba eşliğinde iskemlede oturup elindeki birkaç senelik sigara izmaritini bitirmek için kibrit arayan Ali YILDIRIM. İkisi de benim için farklı insanlar. Bu biraz çizgifilmlerde daha çok rastladığımız Şeytan ve Melek benzetmesi gibi oldu. Hayır bu kişilikler zıt değiller, kişilikleri aynı. Sadece biri esaret içinde, diğeri ise hayatını elindeki birkaç senelik sigara izmaritini bitirmeye adamış… Biri konuşmak istiyor, ancak sorgulayıcılar buna izin vermiyor. Diğeri ise konuşmayı bile önemsemiyor, onun için tek önemli olan elindeki birkaç senelik sigara izmaritini bitirmek…

Bir sene kadar önce, yalnızdım. Ve yalnızlığın ne olduğunu yavaş yavaş anlıyordum. İlk bazı insanların yaptığı davranışı yaptım. Karamsarlık… Ondan sonra hayat benim için çekilmez oldu zaten. Her yer boktan her yer karanlık… Ancak bu yaklaşık 3 – 4 ay sürdü. Ve zaten ondan sonra yalnızlık, ikrar vb. alışmıştım. Ve karamsarlık benim için artık boştu. Hayat daha güzel… Daha mutlu… Ve… Hani bir gitarı tıngırdatmaya başladığında, elin ilk önce alışmaz… Nasır olur, yara olur, kanar… Bir süre böyle devam eder. Ve sonunda her yerini nasır kaplar ve alışırsın artık. Canının yandığını bile hissetmezsin. Ancak her yer nasıl olmaz, seni sen yapan bazı elinin üzerindeki çizgiler nasır kaplamaz. Onlar öylece durur, onları yok edemezsin… İnsan da bunun gibi aynı. Size biri sürekli ‘Aptal’ derse aptal olmaya alışırsınız artık. Size biri yine ‘Aptal’ dese boşverirsiniz. “İnsan acı çektikçe, olgunlaşır.” diye de bir söz vardır zaten…
Bazen rastgele okuduğum, izlediğim vb. şeylerde duygular geçiyor. Dostluk, aşk, sevgi vb. zamanında bunlardan o kadar nefret ettim ki, artık alıştım. Aynı bir gemicinin eli gibi nasır kapladı duygularım. Bu tür şeyler bana birşey ifade etmiyor… Edemiyor… Ancak bazen öyle birşey oluyor ki, gemicinin elinin içindeki çizgilerden biri nasır kaplamamış oluyor ve o küçük kılcal damarlardan biri kanıyor. O zaman içimdeki iki kişi de bu sesi duyuyor ne yazıkki… Ve o zaman kişilik kaybına uğruyorum. Dostluk konusunda, karanlık mahzendeki adamı duyamıyorum. Çünkü kafasında sovyet döneminden kalma eski kocaman bir gaz maskesi var. Ve oksijen yerine, gaz solduruyor. Ancak o karanlık mahzen içinde ordan oraya hareket ettiğini, zincirleri koparmak için elinden gelen kuvveti sonuna kadar harcadığını hissedebiliyorum. Çıldırıyor, kükrüyor… “Biri beni burdan kurtarsın. Yeter artık!” diye kükrüyor içinden… Ve ’sorgulayıcı’ lar geliyor… Mahzendeki adam susuyor…

Odanın içinde iskemlede oturan adam ise sadece “Üzgünüm, önce bu elimdeki sigara izmaritini içmenin bir yolunu bulmalıyım. Çünkü ben bunun için burdayım.” ne kadar mutlu… Bir kibrite ihtiyacı var, o eski izmariti yakmak için. Bunun için odadaki tek kapıyı açıp en yakın bakkala gidip bir kibrit satın alabilir. Ama kapıyı açmaya ürküyor, kapının arkasında onu bilmediği korkunç şeyler bekliyor. Ve kapıyı açmadığı sürece kibrit kutusunu bulamayacak. Bazen kapıyı açıp, şöyle bir arasından bakıyor ama… Oradan geçen birkaç insanı görünce hemen kapatıveriyor kapıyı… Oysa ki mahzendeki adamın ne kapıyı açmak, ne de gereksiz bir sigara izmaratiyle oradan oraya dolaşmak için hiç şansı yok. Tek şansı; beklemek…

Mahzendeki adamın neden mahzende, odadaki adamın da neden o odada olduğunu bilmiyorum… En başından beri orda olduklarını biliyorum sadece. Onları ben yaratmadım, onlar ben yaratılırken de vardı. Belki de onlarca, yüzlerce bu adamların aynısından başka yerlerde de vardı. Ama onlar kayboldular, amaçları herneyse başaramadılar…

Bu bir tip günlük değildi… Arada sırada bir olay yaşadığımda aklıma gelen ne olduğunu bilmediğim şeyler… Kimse okumak zorunda değildir, ben sadece içimdekileri yazıya döktüm…

Bunları da sevebilirsiniz:

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

Yorum yaz

Aşağıdaki formu doldurarak misafir olarak da yorum yazabilirsiniz fakat üye olmanızı tavsiye ediyoruz.

Misafirler için yorum yazma paneli: