Karne günü Beddua
16 Haz 07

yaklaşan ölüm

Saat 2:54'de S-Ak tarafından yazılmış

dün ya da 2 gün önce banyo yaparken bu başlık altında yazılacak bir şeyler geldi aklıma. daha önceden de konusu açıldığında giderek yaklaştığını söylüyordum zaten muhabbet esnasında. fakat, bugün öğlen “yaklaşan” kısmını geride bıraktık.
daha önceden arkadaşlarım yakınlarını kaybediyordu fakat ben henüz yakınlarımla alakalı bir ölüm olayı yaşamamıştım. tam 6 ay önce, doğduğumdan beri yenge dediğim, bizim apartmanın 2. katında oturan, cidden tam olarak ne olduğunu hala bilmediğim kişiyi kaybetmiştik. küçüklüğümden beri sık sık görmem dışında pek de bir yakınlığım yoktu kendisiyle ama o zamana kadarki en yakın ölüm olayı bu olmuştu. babaannemle yengem 35-40 yıl boyunca neredeyse hep birlikte yaşamışlardı, babaannem onun ölümüne de çok üzülmüştü bu yüzden. son zamanlarda babamların köyden sürekli ölüm haberleri geliyordu, bu da ölümün biraz daha yaklaştığının habercisiydi zaten. ta ki bugün öğlene kadar.
bir gün önce istanbul’dan tıp fakültesi mezunu olan büyük kuzen gelir, gece okey oynanır, muhabbet edilir. o gün sabahladıktan sonraki gün (bugün) saat 11.00 civarında uyanılır sevgiliyle buluşmak için. sevgili, sabah hava aydınlandıktan sonra yattığı için o sırada mesaj çekmiştir, ben 13.00 civarında kalkarım muhtemelen diye. alarm kapatılır ve tekrar yatılır.
baba tıp fakültesi personelidir, sabah 1. sınıfların sınavı vardır ve o sınavın sorumlusu da babamdır. saat 14.00 civarı babannemi hastaneye yatırmak için ambulans ayarlanmıştır fakat 12.00 civarlarında babama telefon gelir, babaannem yaklaşık 4 aydır hastane ve rukiye isimli halamın evinde kaldığı için, arayan da halamdır, durumun kötüleştiğini ve hemen gelinmesi gerektiğini söyler.
12.00-12.30 civarlarında çalan kapı, telefon ve annenin kalkın bağrışlarıyla uyanılır. babam evi aramış, durumu bildirmiş ve ambulansla halamların evine doğru gittiğini, bizim de oraya gitmemiz gerektiğini söylemiştir. kuzenle birlikte hemen kalkılır ve kısa sürede hazırlanılıp yaklaşık 10 dakika mesafedeki halamların evine gidilir, anne-kuzen-ben olarak. eve varıldığında babaannem sedyeyle kapıdan çıkarılmıştır. annem ve ben taksiyle, diğerleri de ambulansla tıp fakültesine giderler. oradaki koşuşturmacanın ardından bir süre göğüs hastalıkları servisinin dışında zaman geçirilir, bu sırada doktorlar içeride babaanneme müdahale etmekte, kuzen de kapının dışında beklemektedir.
aradan geçen 40-50 dakikadan sonra babam ve faruk amcam, babamın odasına babaannemin dosyasını almaya giderler. bu sırada annem, ben ve halam dış kısımda, kuzenim servisin iç kısmında beklemeye devam ederiz. 5-10 dakika kadar sonra içeriden bir kaç doktor çıkar, kuzenimle konuşurlar ve bu sırada da annem oraya doğru gitmeye başlar. annem, kuzenimle birlikte yürüyerek yanımıza gelir. halam önde, ben arkada anneme bakarız, anneme kaş göz işaretleriyle ne olduğunu sorarım. annem, “rukiye” der, gerisini getiremez ve halama sarılır.
bir kaç dakikadan sonra babamı ararım, nerede kaldıklarını sorarım, o da bana ne olduğunu sorar. bir süre bir şey diyemem, sonra telefonu kapatır. babam geldikten sonra içeriye gireriz. kefen olduğunu tahmin ettiğim şeyin kenarından babaannemin yüzünün ve omzunun bir kısmını görürüm. ve hepsi bu.
evrakların tamamlanmasını beklerken (ki kuzen de bununla uğraşmaktadır) mavi önlüklü bir personel, mavi bir poşetin içerisinde evden getirilen nevresimi, kıyafetleri, yastığı verir bize. kısa sürede tanıdık hastane personelleri tarafından duyulur, başsağlığına gelinir. kimisi şöyle hoca var onu ayarlayın der, kimisi acı çekmesi daha mı iyiydi sanki der, kimisi mübarek bir günde öldüğünü söyler. öğle ezanı civarlarında gerçekleşmiştir çünkü ve bu benim aklıma bir anda “for whom the bell tolls”u getirir. telefonlar da yavaş yavaş gelmeye başlamıştır. bu sırada defnedilme işlemlerinin ertesi gün öğlen olacağına karar verilmiştir.
işlemler tamamlanır, halamın evine gidilir. benden küçük olan kuzenin de bu şekilde haberi olur olaydan. kısa bir süre içerisinde eşyalar toplanır babaanemin evine gidilir. başsağlığına gelen insanlar gelip gitmeye başlarlar. bir yandan mutlu olursun yalnız bırakılmış olmadığın için, bir yandan da her gelen insan biraz daha üzer seni. her gelen kişi kendi yasını da getirmiştir çünkü. bu sırada düşünürüm cidden tüm bunların olması gerekli mi diye. zaman geçer, ara ara üst ve alt katlardan (apartmanda 2. katta yengemin, 3. katta babaannemin ve 6. katta bizim ev vardır) sandalye ve sehpa takviyesi yapmak için getir götür işlerine bakarım, bakkaldan kola, su falan alırım.
hava karardıktan bir süre sonra gelenler kalmamaya başlar. yaklaşık 4 aydır evde neredeyse hiç temizlik yapılmamıştır ve bu yüzden sanki yarın gelenler ev görmeye gelecekmiş gibi bir gereksiz temizliğe başlanır ve saat 2.30 civarlarında annem daha yeni eve döner…
akrabalarımla ilişkilerim fena olmasa da, ailemle ilişkim iyi olsa da yine de akraba ve özellikle aileye bağlı biri değilim. bağlı olmak istemediğimi düşünüyorum zaten konuyu irdeleyince. fakat buna rağmen böyle bir olayda belki de şimdiye kadar yazdığım en uzun yazıyı yazmış bulunuyorum, aklımdakilerin ancak yarısını yazmış olmama rağmen.

Bunları da sevebilirsiniz:

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

3 yorum yazılmış

  1. S-Ak demiş ki:

    Bir de “refakatçı lazım mı bugün gelebilirim ben” şeklinde telefon edenlere haberi vermek var.

  2. Pitjantjatjara demiş ki:

    Ben de geçen sonbaharda babamın anneannesini, babamın babaannesini, alt katta oturan enişteyi (annemin teyzesinin eşi) ve daha alt katta oturan yaşlı teyzeyi kaybettim. Hepsini de kendimi bildim bileli tanırdım. Bir mevsimde 4 ölüm çok fazla.

  3. Ariesman demiş ki:

    Ölüm bize ne kadar yakın olursa olsun,yaşamın son dakikasına kadar birbirimizin ve hayatın değerini bilelim.

Yorum yaz

Aşağıdaki formu doldurarak misafir olarak da yorum yazabilirsiniz fakat üye olmanızı tavsiye ediyoruz.

Misafirler için yorum yazma paneli: