20 Nis 07

20 yaşındaydı Seçkin. sıcak bir yaz günü dünyaya gelmişti ve ömrünün yaklaşık dörtte birini tamamlamıştı. yaşadığı toplumun kabul etmeyeceği/edemeyeceği düşünceleri vardı, dile getirmekte de zorlanıyordu hal böyle olunca. 2 yıl önce o herkesin sövüp saydığı berbat sınav olan öss’ye girmiş ve babasının o çok istediği odtü makine mühendisliği’ni kazanmıştı. kendisi de gerek o güne kadar aklına yerleştirilen kalıpların, gerekse de hem iyi bir üniversite hem de iyi bir bölüme girmiş olmanın etkisiyle okul bittiğinde rahatlıkla bir işe kavuşacağını düşünüp mutlu oluyordu. fakat okumakta olduğu bölümde gün geçtikçe daha da mutsuz olduğunu fark etti. çevresi çok iyiydi, sürekli gezip tozuyordu fakat o kendinde makine mühendisi olacak gücü bulamıyordu bir türlü. zamanla aslında bir mühendis değil de bir tasarımcı olmak istediğinin farkına vardı ama bunu yapmak için hem geç kalmıştı hem de babasının çok isteyip de bir çok talihsizlik nedeniyle olamadığı bir makine mühendisi olmalıydı. evet, babasının olmak isteyip de olamadığı, yapmak isteyip de bir türlü yapamadığı mesleği, makine mühendisliğini yapmalıydı. babası ona hep bir makine mühendisi olması konusunda konuşmalar yapıyordu. bunların hepsini aslında Seçkin’in iyiliği için yaptığını sanıyor, fakat aslında onun tüm hayatını alt üst ediyordu. babası Seçkin’in çoğu zaman farklı bir insan olduğunu unutuyordu. onu her zaman kendi küçüklüğüyle bağdaştırıyor, zaman zaman kendisinin ulaşamadığı şeylere ulaşmasını istiyor, zaman zaman da kıyaslama yapıp “siz çok şanslısınız, bizim zamanımızda bunların hiç biri yoktu”, “size verilenlerin kıymetini bilmiyorsunuz” tarzında sözler söylemeyi de ihmal etmiyordu. bu sözler de Seçkin’in beyninde küçüklüğünden beri belli bir edinmiş, zamanla aklından çıkarmasının daha zor olduğu kalıplar halini almıştı. bir türlü makine mühendisi olacağı günleri düşünemiyordu Seçkin, belki okulda çok zorlanacak ama sonunda cidden iyi bir mühendis olup karşılığında yüksek ücretler alarak çalışacaktı belki. fakat onun asıl istediği dolgun bir maaş değildi. o hep kendi istediği mesleği, tasarımcılığı istiyordu. yeri geldiğinde belki yaşadığı bölgenin koşullarına göre aç kalacaktı, ama o istediği mesleği yaptığı için asla pişmanlık duymayacak ve zor durumlarda daha da çok mesleğine sarılacaktı. fakat, onun hep iyiliğini isteyen babası aslında onun hayatının kalan dörtte üçlük kısmını da alıp götürüvermişti. Seçkin’in yüzündeki mutsuzluk hariç herşeyi görüyordu babası, kendisinde göremediği mühendis ünvanını, makine mühendisi ünvanını da…

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

11 Nis 07

Phyramus ve Thisbe

Saat 21:56'de bigoudi tarafından yazılmış

Selam günlük,

Sabahtan beri oturma organım yer değiştirmedi. Ama yalan söylemiş olmayayım bi’ ara kalkıp yemek yedim evet. Dönem ödevimi yapmaktayım. Bir yandan da salaklığıma yanmakla meşgulüm. Neden? Çünkü bundan önce de pek şık yaklaşık 10 günlük bi’ tatilim vardı, adeta dönem ödevi yapmalık. Peki ben o süre zarfında ne yaptım? Hiç bir şey! An itibariyle de televizyondan gelen Rober Hatemo sesi sinirlerimi bozdu istemeden. Avrupa Yakası’nda çıktı yanlış anlamayın, Kral Tv falan açık değil.

Her neyse sanırım sadece bir başlık kaldı, onu da yapınca ödevimi bitirmiş olucam. Hatta bugün bitirmek gibi bi’ hedefim var. Pyramus ve Thisbe diye iki aşık var günlük. Seninle paylaşayım ödevden bahsetmişken, çok salaklar. Bu ikisi Semiramis’in ülkesi Babylon’da yaşayan komşulardır. Evleri birbirine o kadar yakındır ki, yakından da öte ortak bir duvarları vardır. Aileleri birlikteliklerine izin vermediği için iletişim kurmanın tek yolu bu ortak duvardaki güzide deliktir. Efenim tabi bir delikten ne kadar paylaşılabilir sevgi? Gençlerin canına tak eder kaçmaya karar verirler. Gece yarısı Ninos’un mezarı yanındaki dut ağacının altında buluşacaklardır. Thisbe gelir buluşma yerine, bakınır bakınır oğlanı göremez, onun yerine yeni avlanmış, çeşmeden susuzluğunu gideren bir dişi aslan görür. Korkup kaçmaya başlar. Halbuki ne kaçıyorsun a be kızım? Aslan yemiş doymuş değil mi ya?

Neyse kızımız örtüsünü düşürür kaçarken. Aslan da onu alır parçalar eder. Phyramus gelince sevdiceğinin kanlı ve de parçalanmış örtüsünü bulur. Ah benim salak kafam der, önceden gelemedim de sevdiceğimi aslanın gazabından koruyamadım. Benim yüzünden öldü o, “yanına geliyorum Thisbe!” diye haykırır ve kılıcını göğsüne saplayıverir. Thisbe o sırada yahu çocuğa dut ağacının altı dedim nerelere geldim, dur bir döneyim oraya, gelmiştir herhalde diye gidip dut ağacı arar. Ama az önceki gibi beyaz değildir ağacın dutları, siyah olmuştur Pyramus’un kanıyla. Sonra ağacın altında göğsüne kılıcını saplayıp yere yığılmış sevdiceğni bulur, ben geldim der. Pyramus konuşamaz, kızı bir kez görür ve son nefesini verir. Bunun üzerine kız da aman yarabbi benim yüzümden öldü sevdicek diye kılıcı çocuğun göğsünden çekip, henüz Pyramus’un kanı kurumamışken, kendi göğsüne saplar ve ölür. Tanrılar bu aşkı ölümsüzleştirmek için dünyanın diğer ülkelerine de kara dut tohumları yollarlar.

Philemon ve Baukis’in aşkı üzerine tanımam ben efenim. Haydin sevgiler.

Etiketler: , , , , , , , , , , ,