28 Mar 07

Bugün Rezil Oldum Hemde Fena Halde. Ehsasında Tam Rezil Oldum Denmez Ama Kendimi Kötü Hissettim. Sabahtan Beri Bir şey yemediğimden Dolayı Dershanenin Bitmesini İple Çektim. Sonra Arkadaşlarla Ucuz Olmasından Dolayı Bit Pazarının İçinde Bir Dürümcüye Gittik. Açlığın Verdiği Şehvetle Adana Dürümümü Yerken Pantalonuma Yağ Damladı. Sonra Yapılcak Bişey Yok Kalktık Ordan Sınava Girmek İçin Dershaneye Doğru Yürüyoruz. Ama Yağ Lekesi Çok Rahatsız Etti Beni. Sınavada Yarım Saat Var. Dershaneden Çıktım Arkadaki Eczaneden Bir Islak Mendil Aldım. Şimdi Herkesin Gözü Önünde de Silememki Malum Yerde Zaten. (Tövbe Tövbe) En İyisi İnternet Cafeye Gireyim Hem 15 Dk Bakınırım Hemde Silerim Dedim. Islak Mendili Çıkardım Silmeye Başladım. İlk Yavaş yavaş Siliyordum. Çıkmadığını Görünce Hızladım Ama Yağ Lekesi Çıkmadı. Üstelik Bir de İşemiş Gibi Pantalonda Islaklık Oluştu. Sınavada 15 dk var. Rezil Olcam Diye Elaleme Kalkamiyorum Yerimden. Bende Elimle Pantalonuma Sürterek Sürtünme Kuvveti Etkisiyle Ortaya Çıkıcak Isı ile Daha Çabuk Kurur Diye Sürtmeye başladım pantalonun üstünü. O Arada Serhanla Filan Konuşuyorum. Etrafımdan İnsanlarda Dik Dik Bana Bakıyor. Napıyor Bu Çocuk Diye…(Yanlış Anladılar) Bu Durumda İnternet Cafedede Kalamadım. Serhandan Aldığım Güvenle O izle Hızlı Adımlarla Sınav Salonun Yolunu Tuttum. Kimseyede Göstermeden Sınavıma Başlamıştım. Sınav Sonunda Yağ Lekesi Dursada Islaklık Geçmişti. İşte Böyle Kötü Bir Gün Geçirdim. Bir Yağ Lekesi ve Ben :)

Etiketler: , , , , , , , ,

19 Mar 07

Sabah uyandığında bir apartmanın bodrum katındaki öğrenci evinde buldu kendini. Üsküdar’daydı,eski İstanbul’da. Üç kişilik bir omlet hazırlayıp yedikten sonra hepsi de okulun yolunu tuttu. Üsküdar-Kadıköy dolmuşu sağolsun yetiştirdi okula. Pazartesi sendromundaki 4 öğrenci işleri memurundan birisi ile sabah sabah muhatap olmak hoşuna gitmese de mecbur kaldı,ne de olsa kaydını yenileyecekti,hakkını kaybetmemesi gerekiyordu. :P Şansına eski bir tanıdıkla sabah omletleri üzerine bir muhabbet etti. Evden birlikte ayrıldıklarıyla kampüste buluşmasına dakikalar varken o eski panjurlu binayı yeniden keşfe çıktı. Çimlere basarak yürümenin verdiği rahatlamayı,terasa çıkmanın verdiği zevki,az karbonhidratlı eczacılık fakültesi çayı ile yine eskisi gibi muhabbetteydi milletle. Dakikalar ilerledikçe sayıları arttı,arttı ve sonunda bahçeye yayılmayu tercih ettiler. Yalancı bahar,küçük ama mutlu edici eğlencelerine eşlik ederken vakit geldi,tren kalkıyordu “kaçak”ın kaçtığı yere. :) Vagona bindiğinde diğerleri istasyonun soğuk ve iğrenç yer döşemelerine basarak ayakta durmaya çalışmakla meşguldü. Sabah beraber uyandığı,beraber çay içtikleri artık geride kalıyordu. Ekspres,şefin komutuyla hareket etti ve saatler süren yoluna başladı. Gün battığında evine vardı “kaçak”,siyah 27 no’lu otobüs,evinin üst caddesine kadar getirdi. Çantasını her akşamki gibi odasındaki koltuğun yanına koydu,yemeğini yedi ve Pc başında stres atmaya geçerken bu satırları yazmakla meşgul oldu. Büyülü fener,başladığı gibi sona ermişti. Bu fenerin Pazartesi’sinde ona eşlik eden herkese kucak dolusu teşekkürler eder. :)

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

12 Mar 07

Sen yoksun…

Tek sorumlusu sensin bu olanların…

Eğer olsaydın, yaşamazdım şu anda yaşadıklarımı…

Muhtaç olmazdı kalbim yabancı sevdalara…

Sırf yalnızlığı yenmek için aramazdım bana yakışandan fazlasını asla…

Neden yoksun sanki?..

Ne olurdu olsaydın yanımda?..

Ne ben eksik kalırdım, ne de sen yabancı

Uzaklarda…

Sen yoksun…

Bu yorucu mücadelenin ardında tek başıma savaşıyorum

Her kazandım sandığımda, kaybettiğimi

Her yoruldum dediğimde, yeniden sürüklendiğimi görerek…

Şimdi gittiğin yerde değil de yanımda olsaydın

Bana hiç de tanıdık olmayan bu duygulara esir olmazdı ruhum…

Her sen sandığım yüzün yabancılığı acıtmazdı canımı bu kadar

Yine en başına dönmezdi hiçbir yaşanan,

Sonunun ne olduğunu bile bile umutlanmazdım…

Hem de her saniyesinde seni andığım bir boyuttayken hayatım…

Ama sen yoksun…

Ve ben buradayım…

Yalnız…

2006/Mart

Etiketler: , , , , , , ,

09 Mar 07

3-4 gün önce, daha önce sürekli olarak pc başında oturmayıp bilgisayarı açık bırakıp başka şeylerle uğraştığım için farkedemediğim bir şeyi farkettim…

IIıhh bu cümlenin daha ortalarda olması gerekiyor..

Baştan..

Kendime yeni bir msn aldım.. Sadece en özel ve formalite icabı durması gereken kişileri (sınıftakileri filan) ekledim. 75 kişilik bir msn adresim oldu. Hayırlı olsun dedim. Her açtığımda en az bir 14-15 kişi online oluyor. Şuan 11 var gerçi.. Neyse.. (Şimdi aslında o baştaki cümlenin zamanı geldi..) Daha önce farketmediğim bir gerçekle yüzleştim. Eskiden insanlar bana selam verirlerdi, konuşmaya çalışırlardı ama benim işim olurdu pek sallamazdım. Gitar çalışçam der giderdim mesela.. Fakat Theo’yla olduğum süre içerisinde msnde sürekli olarak konuşmaya o kadar çok alışmışım ki ayrıldığımızdan beri sürekli bilgisayar başında oturuyorum. Ama tek bir kişi bile benimle konuşmadı.. Hayatımdan önemli birini çıkarmış olmam, tek dostumun son zamanlardaki garip hali, müzik çalışmalarımı Theo yüzünden inanılmaz derecede aksatmış olmam, bir de üstüne msnde kimsenin benimle konuşmaması ve son aylarda hiç kimsenin beni nasılsın demek için aramaması ya da mesaj atmaması üzerine ben de bunalımdan çökmüş, okulda ruh gibi dolaşan bir tip oldum. (Rutin problemleri, annemi filan saymıyorum zaten..)

Kendime soruyorum.. Sen değil miydin her zaman insanlara kendinden daha çok değer verdiğini söyleyen? Peki neden şuanda etrafında kimse yok? Her haftasonu farklı kişilerle sürten ve artık birileri buluşalım dediğinde gayet normal peki diyen sen değil miydin? Peki neden Serhan bu cumartesi buluşalım diyince bu kadar havalara uçtun? Her ortama girip çıkan, okulda tuvalete bile yalnız gitmeyen sana neden bu sabah annen sen iyice asosyalleştin bunu seninle ciddi ciddi konuşmamız lazım dedi? Bir şeyleri düşünmeye iten bu cümleydi belki de.. ‘Sen iyice asosyalleştin bunu seninle ciddi ciddi konuşmamız lazım.’

Peki ben naptım insanların benden soğumasını sağlayacak? Her zaman ki özeleştiri yoksunluğumla kendimi sadece bir yere kadar eleştirebiliyorum. Bu konuda oldukça bencilim.

Demin panoma baktım. Eskiden bu panoda 10larca fotoğraf vardı. Üto’dan arkadaşlarım, abim ve diğerleri. Bir sürü fotoğraf vardı. Theo’nun fotoğraflarını asmak için yarısını çıkarmam gerekiyordu. Ve şunu farkettim o insanların artık orda durmasına gerek yok zaten yüzde 90ıyla konuşmuyoruz.. Evet asıl sorun bu.. O kadar çok kişiyle arkadaşlığım bitti ki.. Melissa’yı kaybettikten (o salaklığıma girmiyorum, hayatımın hatasını yaptım..) siftah uğurlu geldi ve sayısız insan kaybettim.. Pınar, Bahadır, Yasemin, Naz, Özge, Nusret, Müş ve sayamadığım daha 10larca küstüğüm yada aramın açıldığı arkadaşım.. Emre’yle bile son evine gittiğimden beri msnde bile konuşmadık.. Abimi en az 5 aydır görmüyorum.Tenefüslerde dama çıkan ben şimdi sıramda ayaklarımı uzatıp, kulaklığımı takıp, kitap okuyorum.. Neydi peki bu kadar çok insandan beni koparan? Bunun cevabını bulmak için daha çok düşünmem gerekiyor sanırım.. Ama bulduğum zaman o insanların hepsini geri kazanmak için elimden gelen her şeyi yapıcağımı biliyorum.. Özellikle aralarında biri var ki hayatımın en büyük hatasını yaptım onu kaybederek. Bir gün onunla konuşma cesaretini bulucam kendimde tabii o gün o beni kabul ederse..

Etiketler: , , , , , , , , , ,

04 Mar 07

Belki ilk trafik kazamı yapmış olmam (büyük bir şey değil) belki de bir gün içinde bir çok şey yapmış olmamdan dolayı yazma gereği duydum 2 gün önce neler yaptığımı.

Sabah erken kalkılır ve Anadolu Üniversitesi’ne doğru yola çıkılır. Tramvaydan inince cüzdandaki Osmangazi Üniversitesi kimliği yerini Anadolu Üniversitesi kimliğine bırakır, kapıdan girilir ve sevgiliyle buluşulur. Bir süre yürüdükten sonra hem biraz oturmak hem de bir şeyler yemek için Pino’ya gidilir. Orada zaman geçirildikten sonra Migros’tan kek, süt ve Penguen alınarak Eğitim Fakültesi’nin karşısındaki çimlere oturulur. Bir kaç saatin çok kısa bir zaman zarfı içerisinde geçip gitmesinin ardından saat 14.00 olmuştur ve sevgili, arkadaşına, derse girmeyeceğini, ders arasında haber vermesi gerektiğini söyleyen bir mesaj atar. 14.45 civarında telefon çalar, ders arasıdır. 15.00 civarı sevgili dersliğin önüne zor da olsa bırakılır ve evin yolu tutulur.

3 saat kadar evde oturulduktan sonra ailenin 4. kişisi olan Kutlu dışarıya çağırır ve dışarıya çıkılır. Önce bir şeyler yenir ve ardından artık hiç de yabancı olunmayan mekanımız olan Hera’ya gidilip nargile içilir, tavla oynanır ve Kutlu kişisi yine kaybeder. Bir süre orada oturulduktan sonra kalkılır ve “babamı arayayım da arabanın işi yoksa anahtarları alayım, biraz gezer tozarız” diye düşünülür. Araba alınır ve önce kampüse gidilip orada dolaşılır. Sonra bir şeyler almak için Kutlu’nun evine gidilir, bu sırada Kutlu, arabanın aynasının yeşil olduğunu farketmemiştir ve arkadaki yeşil farlı araba bizi takip ediyor diyip durur. :) Evden, İzmir’den el yapımı zeytinyağı (bana verilmek üzere), kuruyemiş ve Ice Tea alınıp tekrar çıkılır. Bir süre gezilip 1-2 araba takip edildikten sonra kaybolunduğu farkedilir, şans eseri yoldan geçen belediye otobüsü takip edilip doğru yol bulunur. Daha sonra başka bir arkadaşın evine gidilir ve o da yeni saç yıkamış olduğu için havluyla evden çıkarılır. Kısa bir turun ardından diğer 2 arkadaşın yurduna gidilir ve onlar da yurttan alınarak gezmeye başlanır. Abur cubur bir şeyler alınır, bu sırada sevgilinin evine gidilir, zile bakılıp geri dönülür. :P Saat 00.30 – 01.00 civarında yemek yemek için bir caddeye girilir, bu sırada arabadaki diğer 4 kişi o caddenin trafiğe kapalı olduğunu söylerler. 1-2 dakikalık trafiğe açık/kapalı tartışmasının ardından karşı taraftaki polis arabasından bir anons yapıldığı duyulur ve sirenleri açarak hızlandığı görülür. (Anonsun ne olduğu anlaşılamaz.) O anki panik halinde oraya giriş olmadığı düşünülür ve geri gitmeye karar verilir, arabadaki diğer 4 kişinin yol tarifiyle geri gidilir, sola dön komutuyla sola dönülür ve elektrik ya da telefondan hangisi olduğu bilinmeyen kutulardan birine çarpılır. Tekrar ileri-geri gitme aşamasının ardından girilen yolun doğru bir yol olduğu anlaşılır ve o yoldan gitmeye devam edilir. Bir tur atıldıktan sonra başka bir yola girilir ve müsait bir yere park edilir. Arabadaki hasara bakılır, kutunun boya izi ve 2 göçük bulunmaktadır. Yemek yemeğe gidilir, yemek yenilir, kazanın ardından bünye pek yemek yiyemez. Daha sonra Kutlu’dan sonra, yurttakilerden önce alınan arkadaş evine bırakılır, bu sırada boya izi çıkar mı ki diye ıslak bezle biraz uğraşılır, fazla çıkmaz ama izin fazla önemli olmadığı anlaşılır. Yurtta kalan 2 arkadaş ve Kutlu, Kutlu’nun evine bırakılır. Daha sonra zeytinyağıyla birlikte eve dönülür. Araba parkedildikten sonra eve yürürken zeytinyağının bulunduğu poşetin altı yırtılır ve zeytinyağı yeri boylar, cam bir şeyin içinde olduğu için küfredilerek, elde bir poşetle birlikte eve dönülür. Yarım saat kadar oturulup, 02.30 civarı, ertesi gün ev ahalisine kazayı nasıl söyleyeceğini düşünerek yatılır.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,