eskilerle buluşmak Kırgınlığa karşı yakılan ağıt
04 Oca 07

(S.Ak’ın isteği üzerine, forumdan)

Atatürk’ün yadsınamayacak bir despot kimliği vardır. Hadi despot sözcüğü sizde antipati uyandırmasın diye, monark diyeyim… Hatta ve hatta karşılığını da yazayım ki yanlış anlaşılmalar olmasın: “tek iktidar sahibi”

Tarihteki birçok (hatta neredeyse hepsi böyledir, çaktırmayın) devrim gibi Cumhuriyet Devrimi de bir azınlık tarafından yapılmış bir devrimdir. Halkın mevcut dönemdeki durmunu göz önünde bulunduracak olursak ve biraz da dünya siyasi tarihine bakarsak; TC tarihinde de zor durumdaki halkın bir “tek adam” yarattığını ve bunun da normal olduğunu görürüz. Siz sanıyor musunuz o faşist dediğimiz Hitler’i zamanında tüm Almanya lanetliyordu? Siz sanıyor musunuz Hitler sadece yarattığı savaşlar sayesinde bu kadar popüler oldu. Ya da siz sanıyor musunuz ki Hitler Yahudi Soykırımından başka hiçbir şey yapmadı? Hitler Versay ile Almanya’ya dayatılan 56milyar dolarlık savaş tazminatından kurtarmıştır. Bu kadar zor durumda olan bir millet de tabii onun verdiği gazı da alıp coşmuştur falan filan… Yani diyeceğim o ki Faşist İtalya’da da, Faşist Almanya’da da yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti’ndekilere çok benzeyen uygulamalar, olaylar görebilirsiniz.

Peki bu Atatürk faşistti mi demek oluyor? Elbette hayır; ancak bunun mazereti aklımıza ilk gelen sebeplerden doğmaz.

Bunun ilk nedeni bir insanın faşist olamayacağı gerçeğidir, çünkü faşist her şeyden önce insanlar için kullanılan bir sıfat değildir. Faşizm bir sıkıyönetim durumudur, halkın belli bir dikatör kesim tarafından adil olmayan biçimde yönetilmesi ve kısıtlanmışlık halidir. En sağlıklı tanımı ancak İtalya ve Almanya’nın 20. yy siyasi tarihlerini iyice inceleyerek yapabileceğimiz gerçeğini bir yana bırakırsak, bir nevi rejim olarak tanımlamak sanıyorum kısa vadede kafalarda bir şeylerin daha iyi şekillenmesini sağlayacaktır. Yani kısacası, nasıl ki Atatürk için “O çok demokratik biriydi” diyemezsek, faşist biriydi de diyemeyiz. O çok yakışıklı bir kadındı gibisinden bir şey demiş oluruz.

O halde ne deriz? Olsa olsa faşizan diyebiliriz. Ancak gelin görün ki bu haliyle de katılmıyorum görüşe. Bu girişle de Atatürk’ün neden “faşizan” biri olarak tanımlayamayacağımıza gelelim. Cevap çok basittir; mevcut durumu tüm etkenlerden bağımsız olarak ele alıp tanımlamaya kalkarsanız, evet dönemde sert uygulamaları görebilirsiniz. Ancak durumu geçmişiyle birlikte etraflıca düşünecek olursanız yeni kurulan bir devletin ilk safhada kendi içindeki tehditleri yok etme mekanizmasını mazur görebilir, meşruti de olsa monarşik bir yönetimden çıkmış halka demokrasiyi sunmadan önce, halkı ve verilecek olan demokrasiyi süzgeçten geçirme işlemini de yerinde bulabilirsiniz.

İstiklal Mahkemelerinin uygulamaları tamamen devrim zamanı uygulamalarıdır. Buna bir sözüm yok, ancak bir isyan anında silahlı karşılık verilmesi doğaldır ve yeni kurulmuş olan bir devletin bu tip uygulamalar olmadan Anadolu gibi bir coğrafyada ayakta kalması beklenemezdi diye düşünüyorum.

Kaldı ki bahanelerle, yapılan anti-demokratik uygulamaları meşru (haklı) göstermeye çalışmayı da bir yana bırakırsak, Atatürk’ün şu anki demokratik sisteminin temelini attığı gerçeğinin farkına varmak bile onu bu faşizanlık suçlamalarından aklamaya yetecektir kannımca. Zira ne Hitler’in ne de Mussolini’nin başta oldukları dönemlerde demokratik inkılaplardan bolca yaptıkları söylenemez…

Bunları da sevebilirsiniz:

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

Yorum yaz

Aşağıdaki formu doldurarak misafir olarak da yorum yazabilirsiniz fakat üye olmanızı tavsiye ediyoruz.

Misafirler için yorum yazma paneli: