31 Oca 07

Bundan 10 yıl kadar önce, yani ben 8 yaşındayken annemle babam boşandılar. Bu olaydan bir buçuk yıl sonra babam tekrar evlendi, iki yıl sonra da ilk kardeşim dünyaya geldi. Böylece hayatının ilk on yılını tek çocuk ve en büyük torun olarak geçirmiş olan ben; sonunda bir kardeşe sahip olmuş oldum. Bunu annemin evliliği ve ikinci kardeşimin doğumu, ardından da babamdan olan ikinci, toplamda üçüncü kardeşimin doğumu takip etti…

Hayatımdaki değişimi düşünün bir, ilkokuldayken tek ve yalnız olan ben, daha liseye başlamadan 3 tane kardeş(?)e sahip olmuş, bir anda çoluk çocuğa boğulmuştum… Selin’e bakıcılık yapmak, Lara’nın altını değiştirmek, Burç’u uyutmak derken o birlikte hiç oyun oynayamadığım kardeşlerim benim için kardeş olmaktan çıkmış, belki bir evlat, belki de bakıcılığı yapılan sıradan birer bebek haline gelmişlerdi. Bana bir getirileri olmadığı gibi, bana yönelmesi, beni şımartması gereken ilgiyi üzerlerine çekiyorlar; bunun yanısıra bana yoktan angaryalar üretip canımı sıkıyorlardı.

Peki ben ne yapıyordum? Annemin evliliğiyle başlayan umursamazlık furyasını devam ettirip, bu hislerimi göz ardı ediyor, onlara elimden geldiğince bakmaya çalışıyordum. Bu umarsızlık zorluklara karşı tahammül edebilmemi kolaylaştırıyordu elbette; ancak diğer bir getirisi olan hissizleşme gerçek anlamda onlara karşı duygusal bir şeyler hissedebilmeme engel oluyordu. Başka bir dünyada yaşarken, bu dünyada olanlara karşı yeteri kadar duyarlı olamazsınız ne de olsa…

Ha bir de şu tartışma var tabii, kardeş kimdir? Etimolojik kökenine baktığımızda aynı karında büyümüş olan iki bireye işaret eden bu kelime, medeni hukuka göre aynı erkeğin yumurtalıklarından yola çıkmış iki spermin oluşturduğu bireylere tekabül ediyor. İlk tanımdan yola çıktığımızda sadece tek bir kardeşe sahipken, ikinci tanımı ele aldığımızda iki kardeşim oluyor. Genel ailevi duygular ve söylemler ele alındığında ise anne-baba farketmez ikisinden birinden doğmuş olan tüm çocukları kardeş kabul etmemiz gerektiği argümanı ise günümüzde çok popüler ve yerleşmiş durumda. Hatta bugün benim de aynı şeyleri “söylemde” kullandığımı söylemek yanlış olmaz. Fakat daha önceden de belirttiğim gibi, nedeni gerek çocukca kıskançlıklar olsun, gerek psikolojik çözümlemelerle elde edilebilecek veriler; ben kanunen ve/veya etimolojik olarak kardeşim sayılan insanlara gerçekten o gözle bak(a)mıyorum. Benim asıl “kardeşim” saydığım insanlar -eğer onlar da kabul ediyorlarsa- benimle aynı içki masasına oturmuş, benimle kadeh/maşrapa/şat/her-ne-boksa tokuşturmuş, bana içini dökmüş insanlardır… Evet belki saçma ya da gereksizlik derecesinde şairane bir bakış açısı olabilir; ancak bana dayatılan kardeşlerimi kardeş gibi görmediğimi söylemişken, kendi isteyeceğim kardeş profilini çizmeden işin içinden sıyrılmak olmazdı değil mi?

Rusya’da yaşayan iki kız kardeşim var; onlar için geleceğe baktığımda endişeliyim. Rusya’da büyüyen bir rus kızı, bir Türk’ün bakış açısında tehlikededir çünkü. Pusuya yatmış bir çok sinsi erkek onları bekleyecektir ergenliğe giden yolda -ve sonrasında- ayrıca benim de bu konuda bir şeyler yapmam gerekecektir… Peki ya Türkiye’deki erkek kardeşime ne demeli? Bir Türk’ün gözünde bir abinin yapması gereken şey kardeşine yol göstermek, ona hayatı öğretmektir değil mi? Peki ben bir yandan Rusya’daki kız kardeşlerimi erkeklerden korurken, burda bir yandan erkek kardeşime kızları nasıl tavlayacağını anlattığım anda kendi kız kardeşini pazarlamaya çalışan bir pezevenkten ne farkım kalacak?

Hadi entellektüel bir bakış açısından yaklaşalım olaya, her genç istediği şeyi yapabilir/yapma hakkına sahiptir diyelim. Bu koşullar altında kız kardeşlerimin yaşayacakları şeylerden büyük ölçüde rahatsızlık duyacağım kesin. Peki ya kısıtlamalar? Her şeyi kısıtlayan bir düzen kurulsa; ne erkekler ne de kızlar hiçbir şey yapmasalar? O zaman da pek çok şeyi yanlış da olsa yaşamış bir erkek olarak ben erkek kardeşim için üzüleceğim. Ona yaşattığım şeyler/dayattığım düzen için pişmanlık duyacağım. Çünkü en niyayetinde ben Türk kültürüyle yetişmiş bir erkeğim ve ne kadar düşünürsem düşüneyim; rahatsızlık duymadan her iki taraf için de uygun bir yol seçmem pek mümkün değil…

Bu noktada kendime eleştirim de şu; sanki kardeşlerimin hayatına yön verecek, onlara kurallar koyacak insan benmişim gibi konuşuyorum; ama aslında hiç kimse bana kız kardeşlerimi yetiştirirken “Berk ben bunlara ne diyeyim şimdi?” diye sormayacak… Bunlar sadece benim kendi iç çatışmalarım, içinde büyüdüğüm düzene olan eleştirimde birer argüman, kendimi düzeltme ve geliştirme yolumda birer egzersiz… Ama aynı zamanda da bir sorunsal; aynen “Kaç kardeşsiniz?” sorusuna verdiğim yanıt gibi: Üç kardeşim var; ama dört kardeşiz diyemem…

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

29 Oca 07

Bir kuple mektup

Saat 3:51'de bigoudi tarafından yazılmış

Her ne kadar yazıyı unutmuş olsa da, S.Ak’ın isteği üzerine bir mektuptan…

…Bu aralar düşündüğüm bir konu da şu: İnsanlar birbirlerine aşık olduklarını söyleyip, öpüşüp koklaşarak aylarını yıllarını beraber geçirdikten sonra ayrılınca, nasıl hiçbir şekilde görüşmezler? Nasıl birbirlerinden nefret edebilirler? Eski dost düşman olmaz diye bir laf vardır ya hani; sevgili de dosttur bir nevi, öyle değil mi?
Hiç mi değer vermezler birbirlerine aslında? Nasıl olur da bütün ilişkilerini kesip, hayatlarının bir bölümünü beraber geçirdikleri insanlar yokmuş gibi davranabilirler? Sonuçta önemli bir süre boyunca çok önemli duyguları paylaşmışlardır. Bir çok şeyi beraber tecrübe edip, beraber olgunlaşmışlardır.
Kaç tane sevgilim olur kim bilir. Ama ben sevgilim olmuş bir insan, artık o konumda olmadığında, onu silip atmak istemem. Hiçbir şey yaşanmamış gibi, hiç öyle bir insan olmamış gibi davranmak? Güvenini kırmadığı sürece, çok büyük bir saygısızlık yapmadığı sürece, seni bir şekilde aldatmadığı sürece o şekilde davranmak anlamsız. Umarım ne kimseden nefret ederim, ne de bir insan ben hiç olmamışım ya da ölmüşüm gibi sürdürür yaşamını.
Düşünüyorum da gerçekten sevdiğim çok az insan var hayatta. Tabi daha yaşım kaç başım kaç J Yıllar bu insanları arttırır mı yoksa azaltır m bilinmez, ama sanki sevmeyi yeni öğrenir gibiyim.
Nedensiz ya da nedenini kendime hiç açıklayamadığım bir şekilde, insanları sevemedim hiçbir zaman. Sevmeye kalktığımda fazla samimi olduğumu, dozunu hiçbir zaman ayarlayamadığımı, enayi yerine konduğumu düşündüm. Sadece ben değil, diğer insanlar da birbirlerine güvenmiyordu aslında, ama gül gibi geçinip gidiyorlardı. Buna uzun yıllar anlam veremedim. Daha yeni anladım ki, herkes, neredeye herkes rol yapıyor. Bu okul gerçekten hayatı öğretiyor insana J Birbirlerinden nefret eden insanlar, hep beraber dolaşıp hep beraber gülüp eğleniyorlar.
Aptallığımdan mı yoksa dürüstlüğümden mi bilmiyorum, ama ben bunu hiçbir zaman yapamadım. Aptallık derecesinde dürüst olduğumdan mı yoksa? Ne kendimi ne de etrafımdakileri kandırmamış oluyordum işte. Ama öyle değmiş. Kural, daha kurnaz olup daha farklı stratejiler belirlemekmiş. Olur ya günün birinde işin düşer kıllardan birine. Hem şu an yaptığım gibi farkına vardıklarını paylaşmaz insanların çoğu. Sana arkadaşça yaklaşmaz. Arkandan konuşup, dalga geçmeyi yeğler. Seninle yüzleşemeyecek kadar aptal olduğundan mıdır bu?
Şimdi düşünüyorum da insanları sevmememin nedeni bir çoğunun yüzeysel olması yüzündenmiş herhalde. Konuştukları şeylerin değil, ilişkilerinin yüzeyselliğinden bahsediyorum. Ara sıra gerçekten sevebileceğim insanlar çıkmasa karşıma, ben de onlar gibi olup yaşama dair inancımı yitirirdim sanırım.

bigo

Etiketler: , , , , , , , ,

28 Oca 07

aslında başlığı sigara içmeyi istemek tarzında bir şey düşünüyordum ama şans eseri ek$i’de böyle bir başlık gördüm, hoşuma da gitti, değiştireyim dedim.

normalde sigara içen bir insan değilim, anormalde de değilim gerçi, denemedim hiç. en son yaz, istanbul’a gittiğim günlerin birinde, bakırköy’de carousel civarlarında 2 arkadaşı beklemekteyim. carousel’de geziniyorum ne var ne yok diye. sonunda hem acıkmamın etkisi, hem zaman geçirmeye çare aramak hem de yorgunluğumu biraz gidereyim düşüncesiyle içerideki burger king’e girdim. whopper menü aldım ve koridorumsu yerin kenarına geçtim, tek başıma oturup hem olan biteni izliyorum, hem de bir yandan açlığımı gideriyorum. whopper’ımı yedikten sonra öylece tek başıma oturup bir şeyler düşüneyim, ama bu sırada da zaman geçsin diye düşünüp bir sigara yakmak istiyorum. normalde tek başıma restorana gidip yemek yemeği falan hiç sevmem, hatta yemek zorunda kalırsam bile -ki kaldığım pek görülmemiştir- bir an önce bitireyim de gideyim şeklinde düşünürüm. ama orada o an kalıp da hem insanları seyredip, hem de bir yandan sigarayı içime çekmek istedim. normalde hiç tadına bakmadığım, kokusundan nefret ettiğim, dumanının boğazımı yaktığı ve gözlerimi yaşarttığı bir şeyi, sigarayı, hayatımda en çok içmek istediğim bir andı. unutamayacağım bir zamandı. yalnızlıkmış onu bana karşı çekici yapan.

sağlıklı günler dileğiyle… :)

Etiketler: , , , , , , , ,

27 Oca 07

Kış gelirken İstanbul’a

sen gidiyorsun artık

yanında yaşadığın onca güzel anıyla

bırakıp gitmek şüphesiz kolay değil

zordur ardında bırakmak

lakin mutlu ve huzurlu olacaksan

bu yürekler dayanır gurbet ellerdeki dosta

o dostlar buluşacak bir gün

büyülü bir bahçenin güzel bir köşesinde

ve sonsuza kadar yaşayacak

aralarına giren siyah perdeler olmadan

güle güle dostum

kısa bir molanın ardından

gene görüşeceğiz

DNZ

8 Ocak 2007,Eskişehir

Etiketler: , , , , , ,

26 Oca 07

öss zamanlarıdır, gerek aile, gerekse de çevre baskısının maksimum düzeyde olduğu zamanlardan. hem çevreye karşı bir tepki, hem öss’nin verdiği mutsuzluk, gençlik durumları yüzünden bir şeylere özenme (şimdi çok büyüyüz ya) gibi nedenler yüzünden, bir kağıda “i cannot live i cannot die” yazmışımdır. aslında ne yazdığımı ben de tam olarak hatırlamıyorum, sanırım buydu ama emin de değilim, metallica’nın one şarkısından bir şeylerdi işte, buydu ama muhtemelen. sonra o kağıdı şu anda gerek annemin, gerekse de oturma odası olan benim eski odamda bulunan çalışma masasının üst kısmına asmışımdır. babam yazıyı okur, ne olduğunu sorar, bir şeyler saçmalarım kendi çapımda. ilerleyen saatlerde ben yatağıma uyumaya giderim, kulağımda discman, şarkılara eşlik ederek uyumaya çalışırım. bu arada annem aniden odama giriverir, ben farketmem, bir anda bağırmaya falan başlar, ne olduğunu hatırlayamasam da çok korktuğumu hatırlıyorum. annem ve babama ait olan yatakodasına giderim, babamın yatakta yatışını, titrediğini ve ağladığını görürüm. elinden tutarım. babamı ilk kez ağlarken, onun bana değil benim ona destek olacağım bir anda görürüm. bir şeyler demeye çalışırım, tamamen saçmalarım tabiki. onu ağlarken gördüğüm ilk andır bu, sadece benim için yaptıklarını düşünüp, ben nerede hata yaptım da böyle yazılar yazıldı diye düşünür babam, düşünürken ağlar, titremeler gelir. o güne kadar hiç ağladığını görmediğim babamı ilk kez ağlarken, benim için ağlarken görmüşümdür. o güne kadar hep dimdik ayakta duran adam benim için ağlıyordur, kendi hatasının nerede olduğunu düşünerek.

Etiketler: , , , , , , , , , ,